Destory'nin ne yaptığını anlatmanın en doğru yolu, nasıl düşündüğümüzü anlatmaktır.
Doğru soruyu bulana kadar sormayı bırakmayız. Çünkü çoğu sorun, göründüğü yerde başlamaz. Yanlış teşhis edilen bir probleme ne kadar iyi çözüm üretirseniz üretin, sonuç değişmez.
Önce işi anlamaya çalışırız: şirketi, pazarı, müşteriyi, darboğazı ve hedefi. Çünkü ihtiyaç, her zaman ilk tarif edilen şey değildir. Kararı talep değil, ihtiyaç belirler.
Bu yüzden yalnızca isteneni yapan tarafta durmayız. Doğru olduğuna inanmadığımız bir yolu, sırf talep edildi diye uygulamayız. Sorumluluğumuz, işe yarayacak olanı bulmak ve gerekçesiyle ortaya koymaktır.
Sektörleri ve şirketleri gözlemleriz. Sorunların yalnızca sonucuna değil, kaynağına bakarız. Araştırır, düşünür, dener ve bilgimizi paylaşırız. Bir görüşmede, bir yazıda, bir raporda ya da kurduğumuz sistemin içinde.
Bizim için ölçek tek başına belirleyici değildir. Farklı büyüklükte ve farklı yapılardaki şirketlerle çalışabiliriz. Asıl mesele, ortak bir hedef tarif edebilmek ve o hedefe giderken birbirimize güvenebilmektir.
Tek bir kampanyanın, tek bir kanalın ya da tek bir uygulamanın her problemi çözeceğine inanmayız. Önce teşhis ederiz. Sonra sistemi kurarız. Ardından uygular, ölçer ve geliştiririz.
Teşhis. Sistem. İcra.
Destory adı da bu yaklaşımı taşır: deconstruction + story. Var olanı olduğu gibi kabul etmeyiz. Yapısökümüne uğratır, parçalarına ayırır ve gerçekte neyin çalıştığını ortaya çıkarırız. Sonra yalnızca düzeltmeyiz; yeniden kurar, hikâyeyi yeniden yazarız.
Destory tam olarak budur: olanı sökmek, özü görmek ve daha güçlü bir hikâye yazmak.
Aynı meseleye birlikte bakabiliyorsak, konuşacak çok şeyimiz vardır.
Konuşalım →